Devrimci Anarşist Faaliyet ile Kobanê Üzerine Röportaj: “Dehaklara Karşı Kawayız”

İki yılı aşkın süredir Kürdistan’ın batısı Rojava’da toplumsal devrimin temelleri atılıyorken, Kobanê’ye saldırı girişimlerinin arkasındakilerin TC devleti ve küresel kapitalizmin çıkar politikaları olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Halk devrimini gölgelemek isteyenlere karşı direnişin ilk gününden beri Suruç’ta, Kobanê sınırında bölge halkıyla dayanışma gösteren Devrimci Anarşist Faaliyet’ten Abdülmelik Yalçın ve Merve Demir ile Kobanê Direnişi’ni ve Rojava Devrimi’ni konuştuk.

Kobanê Direnişi’nin başından bu yana, birçok eylem gerçekleştirdiniz, afiş ve bildiri çalışmaları yaptınız. Bunların dışında Suruç’ta, Kobanê sınırında bulunan köylerde canlı kalkan nöbetinde aktif rol aldınız. Sınıra giderken ne amaçlıyordunuz? Burada yaşadıklarınızdan bahsedebilir misiniz?

M.D.: Rojava Devrimi ile beraber Kürdistan’ın Suriye ve TC sınırlarında kalan halklar arasında sınırlar erimeye başlamıştı. TC devleti devrimin bu etkisini kırabilmek için duvar bile örmeye çalıştı. Suriye’de küresel kapitalizmin ve bölge devletlerinin çıkar savaşları yaşanırken Kürt halkı, Rojava’da toplumsal devrime giden yolda bir adım attı. Bu adım halkların özgürlüğü için gerçek bir cephenin açılmasını sağlamıştı. Kobanê’de ise küresel kapitalizm ürettiği şiddet çetesi IŞİD eliyle, devrime yönelik kesin bir saldırıya girişildi. Başta Kobanê olmak üzere tüm Rojava’da yaşananlara baktığımızda devrimci anarşistler olarak bu sürece doğrudan dâhil olmamamız imkânsızdı. Devletlerin sınırlarının ortadan kalktığı bir konjonktürde Kobanê’de direnen halklar ile dayanışma göstermek oldukça önemli bir noktada duruyor. Rojava Devrimi’nin 15. ayındayız. 15 ay boyunca İstanbul’da çok sayıda ortak eylemler örgütlemiş, afiş-bildiri çalışmaları gerçekleştirmiştik. Kobanê’de devrime yönelik başlayan son saldırılarda da, yine farklı semtlerde afiş-bildiri çalışmalarıyla birlikte çok sayıda sokak eylemi örgütledik. Ancak üretilmiş şiddet IŞİD çetesinin saldırılarına karşı, Kürt halkının özgürlük mücadelesini selamlamak için artık Kobanê sınırında bulunmamız elzemdi. 24 Eylül akşamı İstanbul’dan Kobanê sınırına hareket ettik. Kısa süre önce sınır hattına gitmiş olan diğer yoldaşlarımız ile beraber Kobanê’nin batısında bulunan Boydê Köyü’nde canlı kalkan nöbetine başladık. Tıpkı bizler gibi, Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın farklı bölgelerinden sınıra gelen yüzlerce gönüllü, 25 km’lik sınır hattı boyunca Boydê, Bethê, Etmankê, Dewşan gibi farklı köylerde canlı kalkan nöbetindeydi. Canlı kalkan nöbetlerinin amaçlarından biri IŞİD çetesine desteği artık herkes tarafından bilinen TC devletinin, IŞİD’e insan, silah ve diğer lojistik desteklerinin önüne geçmekti. Hala daha süren nöbet eylemleriyle beraber sınır köylerindeki yaşam, savaş koşullarına rağmen, komün yaşamına dönüşmüş durumda. Canlı kalkan nöbetlerimizin bir diğer amacı da Kobanê’ye yönelik saldırılardan kaçmak zorunda kalan, sınır kapılarında günlerce haftalarca bekletilen ve zaman zaman jandarmanın saldırılarına maruz kalan Kobanê halkının, sınırdan geçişine müdahil olmak ve sınırda bekletilenlerle dayanışma göstermekti. Nöbet eylemlerimizin başladığı ilk günlerde, İstanbul’dan nöbet eylemine gelenler ile beraber sınır tellerini keserek Kobanê’ye geçtik.

Kobanê sınırını geçildikten sonra neler yaşandığından bahsedebilir misiniz?

A.Y.: Sınırı geçtiğimiz andan itibaren büyük bir coşku ile karşılandık. Kobanê’deki sınır köylerinde, 7’den 70’e tüm halk sokağa çıkmıştı. YPG ve YPJ gerillaları çatılardan, sokaklardan havaya ateş açarak, sınırları yok edişimizi selamladı. Kobanê sokaklarında bir yürüyüş gerçekleştirdik. Ardından devrimi savunan YPG/YPJ gerillaları ve Kobanê halkı ile değerlendirme sohbetlerimiz oldu. Devletlerin, halklar arasına kurduğu sınırların bu şekilde aşılmış olması oldukça önemlidir. Savaş koşullarında gerçekleştirilen bu eylem, isyanların ve devrimlerin, devletin sınırlarıyla engellenemeyeceğini bir kez daha göstermiştir.

Kobanê sınırında canlı kalkan nöbeti tutanlara ve sınırdaki köylü halka yönelik jandarma ve polis saldırıları ile ilgili çok sayıda haber yapıldı. T.C devleti sınırda yapmış olduğu zorbalıklarla ne amaçlıyor? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

A.Y.: Evet, T.C devletinin sınırda canlı kalkan nöbetindekilere, sınır köylülerine ve sınırı geçmeye çalışan Kobanêlilere yönelik sürekli bir saldırı politikası var. Bu saldırıların yaşandığı anlar bazen çok oluyor, bazense saldırılar günlerce sürüyor. Saldırılarının her birinin ayrı ayrı bahaneleri olduğu gibi, ayrı ayrı amaçları olduğu da aşikâr. Neredeyse her jandarma saldırısında sınırdan araçlarla sevkiyat yapıldığını gözlemledik. IŞİD’e yapılan bu sevkiyatların içeriğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak zaman zaman IŞİD’e katılmak üzere insan geçişinin, zaman zaman silah sevkiyatının, zaman zaman da bu yollarla IŞİD’in gündelik ihtiyaçlarının karşılandığını, saldırıların boyutundan anlıyorduk. Bu sevkiyatlar bazen doğrudan resmi plakalı araçlardan, bazen ise devlet destekli “kaçakçılık” yapan çeteler tarafından yapılıyordu. Öte yandan yine devlet destekli bu çeteler, sınırda bekleyen Kobanêlilerin mallarını da gasp ediyorlar. Jandarma ise sınır geçişlerine %30 gibi bir “komisyon ücreti” ile izin veriyor. Devletin bölge halkına yönelik politikaları uzun yıllar boyunca zaten bu şekilde işlemekteydi. Ancak bugün bölgede savaş koşulları bahanesiyle bu politika iyice belirginleşmiş durumda. Bu belirginleşme ile beraber gerçekleştirilen saldırılarda, sınırdaki canlı kalkan nöbeti eylemleri ile sınır köylerindeki halk sindirilmek isteniyor.

daf

T.C devleti inkâr etse de, IŞİD’e yönelik desteğin gizliden nasıl işlediği az çok biliniyordu. Ancak bu süreçte, sınırdan çıplak gözle görülecek boyutta IŞİD’e katılımların olduğunu söylüyorsunuz. Yani devletin artık desteğini gizlemediği bir ortam da açığa çıktı. IŞİD’e TC’nin desteği özellikle sınırda nasıl işliyor?

M.D.: TC devleti ısrarla IŞİD’e desteğini inkâr etti. Ancak her inkâr ettiğinde, ironik bir şekilde, sınırda yeni bir sevkiyat organize ediliyordu. Bu organizasyonların birçoğu gözle görülecek boyuttaydı. Örneğin defalarca farklı farklı araçlar sınıra “yardım paketleri” bırakıyorlardı. Onlarca siyah camlı “servis aracının” Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan geçtiğine şahit olduk. Araçlarda ne olduğunu burada kimse merak etmiyor; hepimiz çok iyi biliyoruz ki IŞİD’in tüm ihtiyaçları bu kanaldan karşılanıyor.

Özellikle böyle bir süreçte Kobanê Direnişi’ne ve Rojava Devrimi’ne sahip çıkmanın, devrimci anarşistler açısından tarihsel ve güncel öneminden bahseder misiniz?

A.Y.: Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişi’ni Kürt halkının on yıllardır verdiği özgürlük mücadelesinden ayrı düşünmemek gerekiyor. Yaşadığımız topraklarda “Kürt sorunu” diye nitelenerek değerlendirilen Kürt halkının özgürlük mücadelesi, yıllarca devletten değil de halktan kaynaklı bir sorun olarak lanse edildi. Bir kez daha söylüyoruz; bu, Kürt halkının özgürlük mücadelesidir. Burada tek bir sorun var o da devlet sorunudur. T.C devletinin yıllardır, bu coğrafyadaki siyasi iktidarların ise yüzyıllardır uyguladığı imha ve inkâr politikasına karşılık Kürt halkı bir varoluş mücadelesi vermektedir. Bu mücadele halkın örgütlü gücü ile devlet ve kapitalizme karşı verilen bir mücadeledir. “PKK Halktır Halk Burada” sloganı ile bu mücadelede tek tek her bireyde belirginleşerek toplumsallaşan siyasal öznenin ve örgütlü gücün ise kim olduğu ortadadır. Bu algıyla mücadeleyi somutlaştırdığımızdan bu yana farklı alanlarda, bireyinden toplumuna Kürt halkı ile ve Kürt halkının örgütü ile kurduğumuz ilişki, karşılıklı bir dayanışma ilişkisidir. Bu dayanışma ilişkisi, halkların özgürlük mücadelesi perspektifinden bakarak temellendirdiğimiz bir dayanışma ilişkisidir. Halkların özgürlük mücadelelerinde, anarşist hareket hep tetikleyici olmuştur. Sosyalizmin, Avrupa kıtasından çıkamadığı bir dönemde, ortada “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” diye bir teori henüz yokken, anarşist hareket farklı coğrafyalarda halkların özgürlük mücadelelerine bürünmüştür. Bunu anlamak için Endonezya’dan Meksika’ya geniş bir yelpazede, anarşizmin halk mücadelelerindeki etkisine bakılabilir. Rojava’daki devrimden Zapatistlerin Chiapas’ta giriştiği halkların özgürlük mücadeleleri, klasik ulusal mücadele tanımlarına uymamaktadır. Çünkü ulus kavramının devletli bir içeriğe sahip olduğu aşikârdır. Bu yüzden halkların, devletsiz öz örgütlenmeler yaratmak amacıyla giriştiği mücadeleler, “ulusal” kavramından uzak ele alınmalıdır. Öte yandan Kobanê Direnişi’ni herhangi bir tarihsel sürece benzetmek, aynılaştırmak gibi bir yaklaşımımız yok. Son süreçlerde farklı topluluklar, farklı tarihsel süreçlere atıf yaparak Kobanê Direnişi’ni bu süreçlerde yaşananlara benzetiyor. Ancak şu iyi bilinmelidir Kobanê Direnişi, Kobanê Direnişi’dir; Rojava Devrimi, Rojava Devrimi’dir. Toplumsal devrimin temellerinin atıldığı Rojava Devrimi’ne toplumsal devrim perspektifinden bir paralellik kurulmak isteniyorsa eğer, o zaman İberya Yarımadası’nda gerçekleşen toplumsal devrim incelenebilir.

Kobanê’deki direniş, T.C devleti sınırlarının ötesinde gerçekleşiyor olsa da, dünyanın dört bir yanında Kobanê’yle dayanışma eylemleri gerçekleşti. Kobanê Direnişi’nin ya da aslında Rojava Devrimi’nin öncelikle Anadolu coğrafyasına ve tabi ki Ortadoğu ile dünyaya etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu etkiye dair öngörüleriniz nelerdir?

M.D.: Yapılan serhildan çağrıları başta Kürdistan şehirleri olmak üzere Anadolu şehirlerinde de karşılık buldu. İlk akşamdan itibaren herkes sokaklarda katil IŞİD çetesine ve destekçisi T.C devletine karşı Kobanê Direnişi’ni ve Rojava Devrimi’ni selamladı. Başta Kürdistan şehirlerinde olmak üzere devlet, kolluk güçleri ve paramiliter güçleri ile beraber halk serhildanlarına saldırmaya başladı. Kürdistan’da Hizbulkontra aracılığıyla sokaklarda adeta terör estiren devlet, serhildan sürecinde 43 kardeşimizi katletti. Bu katliamlar T.C devletinin, Rojava Devrimi’nden, devrimin kendi topraklarında da toplumsallaşmasından ne kadar korktuğunun bir göstergesidir. Korkunun çaresizliğiyle saldıran T.C devletinin ve küresel kapitalizmin bir diğer korkusu da elbette Ortadoğu coğrafyasına dairdir. Ortadoğu’da onlarca plan, talan ve üretilmiş şiddete rağmen toplumsal devrim var olabilmiştir. Bu küresel kapitalizmin ve bölge devletlerinin tüm planlarını alt üst etmiştir. Öyle bir alt üst ediş ki savaş koşullarının tüm yoksunluklarına rağmen Rojava’da toplumsal devrim yeşerebiliyor. Bu devrim bölgede ve tüm dünyada devrimin olabilirliğine dair bütün şüphelere cevap niteliğindedir ve başta bölge halklarında olmak üzere tüm dünyada devrim inancının sarsılmazlığını arttırmıştır. Zaten tarih boyunca toplumsal devrimlerin amacı bütün dünyada toplumsallaşmış bir devrimdir. Bu perspektifle biz de dünya anarşizmine, Kobanê Direnişi ve Rojava Devrimi ile dayanışma çağrısı yaptık. Dayanışma çağrımızla İrlanda’dan Almanya’ya, Atina’dan Brüksel’e, Amsterdam’dan Paris’e New York City’e tüm dünyada anarşistler çeşitli eylemler gerçekleştirdi. Buradan küresel dayanışma çağrımızın ulaştığı, bu çağrı ile eylemler örgütleyen, sokağa çıkan ve bizimle beraber sınırda bizzat canlı kalkan nöbetinde olan tüm anarşist örgütlenmeleri bir kez daha selamlıyoruz.

IŞİD saldırılarının ilk gününden bu yana, Kobanê düştü düşecek diye özellikle T.C destekli medya bol bol haber yaptı. Ancak bir ayı geçkin sürede daha yeni anladıkları bir durum var; Kobanê düşmeyecek! Evet, Kobanê düşmedi ve düşmeyecek. Meydan Gazetesi olarak Kobanê ile dayanışmanızı selamlıyoruz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

M.D.: Biz devrimci anarşistler olarak coğrafyamızda savaş koşullarının yaşandığı bugünlerde devrime olan inancın sarsılmazlığını bir kez daha gördük, yaşadık, yaşıyoruz. Rojava’da yaşanan toplumsal devrimdir! Sınırların ortadan kalktığı, devletlerin etkisizleştiği, küresel kapitalizmin planlarının bozulduğu bu devrim, coğrafyamızda da toplumsallaşacaktır. Coğrafyamızın dört bir yanındaki tüm ezilenleri bu farkındalıkla, ezilenlerin penceresinden bakmaya, ezilenlerin toplumsal devrimi için örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Rojava’da temelleri atılan toplumsal devrimin daha geniş coğrafyalarda yaşamasının tek yolu budur. Yaşasın Kobanê Direnişi! Yaşasın Rojava Devrimi!

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 22. sayısında yayımlanmıştır.

Meydan Gazetesi’nin yayınlanmış tüm sayılarına arşiv bölümümüzden ulaşabilirsiniz.

Advertisements

‘Devrimci anarşistler’ de nöbet eyleminde

‘Devrimci anarşistler’ de nöbet eyleminde

Kobanê sınırında devam eden halk direnişinde Devrimci Anarşist Faaliyet (DAF) üyeleri de yer alıyor. DAF’lılar, “Kendine devrimciyim diyen herkesin Kobanê’ye atılan bir mermiyi kendisine atılmış gibi hissetmesi, Kobanê’ye sahip çıkması gerekir” çağrısında bulundu.

Kobanê direnişini sahiplenmek amacıyla, 25 km’lik sınır hattı boyunca başlatılan nöbet eyleminde çeşitli kesimlerden örgüt ve kurumlar da yer alıyor. Devrimci Anarşist Faaliyet (DAF) üyesi gençler de bunlardan biri.

6 gündür nöbet eylemine katılan DAF üyesi A. Melik Yalçın, Kobanê mücadelesini ezilenlerin mücadelesi olarak gördükleri için Kobanê sınır hattındaki eyleme katıldıklarını belirtti.

“IŞID çeteleri özgürlük savaşçılarına yenilecektir. Kobanê’de direnen yoldaşlarımızın mücadelesi Dehaklara karşı direnen Kawalardan mirastır. Bizler de sonuna kadar yoldaşlarımızın yolunda yürümeye devam edeceğiz” diyen Yalçın, nöbet eylemindeki komün yaşamın da kendileri açısından önemli olduğunu, direniş nöbetlerinde karşılıklı deneyimler edindiklerini aktardı.

Aydın, “Kendine devrimciyim diyen herkesin Kobanê’ye vurulan bir tokadın veya atılan bir merminin kendisine atılmış gibi hissetmesi gerekir bu yüzden başta bütün devrimciler olmak üzere herkese çağrımız Kobanê direnişine sahip çıkmasıdır” çağrısında da bulundu.

Anarşist Halk Birliği Dünya Kupası’nı Anlatıyor

Kupayı kim alacak, kim aldı tartışmalarının; protestoların, olağanüstü güvenlik önlemlerinin, kentsel talana karşı sokakta olanların, polis şiddetinin, devlet terörünün, öldürülen insanların üzerini kapattığı bir Dünya Kupası’nı geride bıraktık. Televizyonlarda gördüklerimizin ötesini görmek için sokaktakilerin sesine kulak verdik. Dünya Kupası sürecinde yaşananları, kentsel talan projelerine karşı ezilenlerin öz-örgütlenmesi anarşist örgüt UNIPA (Uniao Popular Anarquista)’dan dinledik.

bre2

Meydan: Son durum hakkında ne söyleyebilirsiniz?

UNIPA: 2013’ten beridir Brezilya, burjuva hegemonyasının sosyo-ekonomik ve politik koşullarına karşı bir kriz yaşamaktadır. Krizi yaratan üç önemli faktör söz konusudur:

 

  • 1. Makro-ekonomik küresel krizlerin, birçok devletin halktan destek almasını sağlayan araçlarını yok etmesi.

 

2.  Yeni sınıfsal fraksiyonların oluşmasıyla birlikte, sömürü düzenin yükselmesi ve neo-liberal reformların ortaya çıkması.

 

  • 3. Yeni direniş formları, stratejiler ve fabrika komiteleri ile gayri resmi organizasyonlar gibi işçi örgütlenmelerinin ortaya çıkışı.

 

Bu sebeple; grevler, kuvvetli ayaklanmalar ve sokak çatışmaları gibi farklı karakterlerdeki spesifik durumlar sayesinde, sınıf mücadelesinde yeni döngülerin başladığından bahsedebiliriz. 2013 Haziranında, Brezilya tarihinin en büyük halk ayaklanmalarından sonra; kamu hizmetlerinde (Rio de Janeiro’daki halk okullarında), toplu ulaşımda (Başta Rio Grande do Sul, Rio de Janeiro ve diğer kentlerdeki otobüs şoförleri), bankaların güvenlik sistemlerinde (yabancı/mülteci işçiler) ve şehir temizlik servislerinde (Rio de Janeiro’da) birçok önemli grevin ortaya çıkışına şahitlik ettik. Bu son ayaklanmalar Brezilya işçi örgütlenmeleri için hem devletin baskılarına direnebilmek hem de sendikalist bürokrasiye karşı durmak açısından çok önemlidir. Temizlik işçilerinin “Karnaval” sırasındaki eylemleri şehirde ciddi bir kirliliğin oluşmasına sebep oldu, böylece hükümet işçilerin haklarına daha fazla dikkatini verdi.

Kentsel dönüşümün Dünya Kupası öncesi durumu nasıldı? Hükümetin protestolara karşı uyguladığı baskının düzeyi neydi?

Brezilya’da birçok farklı sosyal çatışmaların yaşandığını gördük. Özellikle büyük şehirlerdeki (Rio de Janeiro, São Paulo, Fortaleza, Porto Alegre) “favela” (gecekondu) sakinleri, hükümetin zorbalıklarına ve kentsel dönüşüme maruz kaldı. Binlerce insan yerlerinden oldu ve evleri yıkıldı. Ayrıca birçok insan, imha siyaseti yüzünden polis tarafından öldürüldü (Şimdi de bölgeyi “polis kontrol birimleri” ele geçirmiş durumda). Böylece kentsel dönüşüm, şehir projelerini kendi ekonomik çıkarlarına (FIFA’nın ve uluslararası turizm gibi) tabi olunması amacıyla uygulandı. Yine de, Brezilya halkı bu süreçlerden bir menfaat istemeyecek.

Şimdiye kadar bu çatışmalar hükümetçe iki yönlü idare edildi: Siyasal zulüm ve paramiliter cinayetler olarak. Bundan ötürü, milyonlarca insan protestolar sırasında tutuklandı ve polis şiddetine maruz kaldı. Geçen yıl onlarca eylemcinin esrarengiz bir şekilde öldürüldüğünü duyduk ve paramiliter güçler kaçırma, gasp etme ve tecavüz etmek gibi tehditlerle insanları korkutuyor. Eylemcilerin çektikleri sıkıntılar, işten çıkarılma veya dava edilme tehditleriyle iş yerlerinde, okullarında ve üniversitelerinde de devam ediyor. Söyleyebiliriz ki, Brezilya’da şu an polis hükümetinde yaşıyoruz.

Kim bu insanlar, kimler katılıyor bu eylemlere? Ana akım medyanın verdiği bilgilere göre, sokaklardakilerin öğrenci olduğu söyleniyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki, oradaki insanlar, kentsel dönüşüm bölgelerinde polisin ve kapitalizmin şeri altında yaşayan sakinler, değil mi? Açıkçası kentsel dönüşüm projelerinin, kupa organizasyonundan sonra da devam edeceği ortada. Yine de protestolardan beklentileriniz nelerdir, sosyal muhalefetin sokaktaki gücünü koruyabileceğini düşünüyor musun?

Bu nokta çok önemli. Gerçeği söylemek gerekirse, 2013 ve 2014’de yeni bir işçi sınıfı profili, sokak eylemlerinin ana dinamosu oldu. Bahsettiğimiz bu kişiler; yabancı/mülteci işçiler, işsizler ve yoksul insanlar, sömürülenler, gayri resmi işçiler ve öğrenciler gibi kesimlerden oluşuyordu. Örneğin Rio de Janeiro’daki en büyük kitlesel sokak eylemleri 20 Haziran’da gerçekleşti ve 2 milyon insan bir araya geldi. Bundan ötürü burjuva kesimi ve hükümet, toplumu ikna edebilmek adına eylemcilerin “işçi” olmadığını, çünkü sokaktakilerin; “endüstriyel işçi”lerin sosyal-demokrat modeline uymadığını iddia ettiler. Bundan anlıyoruz ki bu iddialar, İşçi Partisi’nin ve sendikal bürokrasinin elindeki tekeli meşrulaştırmak için ortaya atılmış tutarsız stratejilerdir. Bu işçiler son yıllarda birbirinden farklı sömürülerle yüz yüze geldi ve kentsel dönüşüm artık son damla olmuştu.

Brezilya’daki karmaşık konjonktürler bize öngörüde bulunmak için izin vermiyor. Lakin bizim, protestoların gelecek yıllarda alacağı şekle dair bazı hipotezlerimiz var. Tahminimizce, Brezilya’da yeni bir işçi sınıfı kesimine dâhil olduk ve burjuvazi ile reformcu hegemonya çöküyor. Bu durum gerek yeni bir halk hareketinin veya devrimci örgütlenmenin hemen başa geçeceği; gerekse emperyalizmin veya kapitalizmin gücünün hemen sona ereceği anlamına gelmiyor. Öte yandan şöyle söylenebilir ki; bize, bürokratik olmayan yeni bir yetenekli işçi sınıfı, nesnel ve öznel koşulları verildi ve muhtemelen gelecek yıllardaki eylemler bu sınıfın kalitatif(niteleyici) ve kantitatif(niceleyici) karakterlerini daha da geliştirecektir.

Anarşistlerin bu eylemlerdeki rolü nedir? Sizin (UNIPA/Anarşist Birliğin) bu durumu anlamlandırmaya dair bakış açısınız ve düşünceniz nedir? Takdir edersiniz ki uluslararası dayanışma böylesi günlerde daha da önemlidir, dünya genelinde yeterli dayanışma gösterildi mi?

Anarşizmin bahsedebileceğimiz iki tür rolü vardı: 1- Yaygın olarak “bireysel” olan anarşistler ve 2- Anarşist örgütlenmeler. Gerçi halk ayaklanmaları sırasında birçok sokak eylemcisi kendisini anarşist olarak tanımlıyordu. Fakat bu özdeşleştirmenin anarşist devrimci ideolojiyi anlamaya yönelik pozitif etkisinden ziyade salt politik partilere ve sendikal bürokrasiye karşı hislerini ifade etmekte kalarak negatif bir etkisi oldu. Bilinmesi gereken mühim bir nokta, protestolarda Kara Blok taktiklerinin ve tahripkâr eylemlerin (bankalara, karakollara saldırmak gibi) kullanıldığıdır. Eylemlerin ehemmiyetine karşın tüm bunlar devrimi gerçekleştirmek için yeterli değildir. Örgütlenmelerin farklı devrimci biçimlerini birbirinden ayırt etmek mecburidir. Özellikle gecekondu sakinlerinin çabalarını ve sömürüye karşı verilen halk ayaklanmalarını.

Anarşist örgütlenmelerle ilgili söyleyebileceklerimiz, birçoğu bahsi geçen eylemlerde marjinal olarak hareket etti. Ayrıca bilerek veya bilmeyerek reformcu bürokrasi ile iş birliğine gidenler oldu. Diğer taraftan, devrimci anarşist örgütlenmeler, Brezilya’daki sokak gösterilerinde ve çatışmalarda çok önemli rolleri yerine getirdiler; devlet şiddetine karşı resmi veya gayri resmi örgütlenmeler oluşturdular, çatışma komiteleri tertiplediler, çatışmalar örgütlediler. Anlayacağınız, anarşizmin rolü pek homojen değildi fakat en büyük katkısı; anarşizmin eksiklerini anlayarak Brezilya’daki gelişimini sağlamak oldu. Bundan dolayı, son dönemde yaşanan tüm bu eylemler devrimci anarşizmin güçlenmesini sağlamış oldu.

UNIPA, eylemlerine devam edecek ve ezilen işçilerin polis devletine karşı haklarını korumaya yönelik örgütlenmelerini desteklemeye devam edecektir. Bizim için sendikalist devrimci halk örgütlenmesinin bir parçası olarak savunma örgütleri kurmak zorunludur. Sendikal ve reformist bürokrasiye karşı taban örgütlenmesi oluşturmak elzemdir. Ekonomik ve politik zorbalıklara karşı mücadelenin rolü kadar devrimci anarşizmi örgütlemenin de önemli olduğuna inanıyoruz. Aksi takdirde, yeni yeni oluşmakta olan bu sınıf mücadelesinin, yeni bir anarşist alternatif inşa etmesi mümkün olmayacaktır. Bundan dolayı dünya genelindeki devrimci anarşizm, uluslararası gelişimi ilerletmek zorundadır. Hatta uluslararası dayanışmayla birlikte mücadeleyi organize edebilecek, özellikle UİB (Uluslararası İşçi Birliği) gibi bir örgütlenmeyi oluşturmalıyız ki emperyalizm, nasyonalizm, sosyal demokrasi ile savaşabilelim. UNIPA böyle bir organizasyonun kurulması için dünya geneline yayılmış bir devrimci anarşizmi arzulamaktadır. 

Bu söyleşi Meydan Gazetesi’nin 20. sayısında yayımlanmaktadır.

Meydan Gazetesi’nin yayınlanmış tüm sayılarına arşiv bölümümüzden ulaşabilirsiniz.

TAKSIM ALANI SEHITLIK VE KUTSAL YERDIR

TAKSIM ALANI SEHITLIK VE KUTSAL YERDIR.

1 Mayis neyin birlik ve dayanisma gunudur anlamis degilim. Neyin dayanismasi icinde olalim ki. Bu isi hep birlikte veya birey olarak  yapmak varken, neden otekinin sorunuymus gibi dayanisma gosterelim ki. 1 mayis eylemi Is gunu ve is saati icin gerceklesti.
2. enternasyonal  ve bolsevikler kendi siyasi cikarlari ve iktidarlari ugruna 1 mayisi hegomanyalarina aldilar.
avrupa, abd, avusturalya, kanada vb yerler iscilerin  calisma saatini duzenleyip ,uyguladilar. Simdi ne olacak? elimizde eskimis 1 mayis.
Isyan, itaatsizlik, eylem, toplumsal donusum 1 mayis da dahil herzaman olmalidir.

Kabe, taksim, aglama duvari, anitkabirler, dini onderlerin mezarlari, vatikan, sehitlikler, unlulerin, sanatcilarin evleri, mezarlari, devleti kurtaran  , tanri evleri, ulus bayraklari, din kitaplari, parti onderlerinin, dusunurleri ve kurucularin varlik alanlari;  bunlarin hepsi kutsal yerlerdir.

Kutsal yerler ; Insanlarin, bireysel ve ya topluca yaratigi onemli, dokunulmaz, laf soylenemez, siginma yeri, kendini bulma noktasi, sahiplenme , sinirlarini belirlenmesi , vs butun bunlar kutsal yerler icin olmasa olmaz. Devletler, iktidarlar, otoriterler, dinler, yagmacilar, sermaye, orgutler, partiler, vakiflar, mesleki kurumlar, sendikalar  surekli boyle yerleri korurlar, sahip cikarlar ki kutsal yerlere insanlar odaklansin. Hakimiyetlerini devam ettirmek ve mucadele alanini sinirlamak icin jimlastik yaparlar.
.Kutsal yerleri koruyan iyi ve kotu polis, gorevli, yasa  her zaman vardir. Kutsal yerleri elinde tutuan Iktidardaki  iyiler” ya kutsal yerlere gelin ama orada tamir var, yer cok kucuk , oradaki esnafi dusunun,size buyuk bir yer verelim, bayraminizi orada kutlayin” bu bayram tum emekcilerinidir,  gibi argumanlarla rollerini iyi yaparlar.

Bu kutsal yerler elden gitmisse,  bir kesim iktidar isteklileri ” kutsal yer elimizden alindi, haydi orayi yeniden ele gecirelim, sehitlerimizin kaniyla sulandi, inadina “, siarlariyla insanlari kendi nufus ve hakimiyet alanlarina hapsedip, reform isteklerini bayraklastirmaktadirlar.  Kendi mucadele yontemleriyle , Inatla, istek arzusu ile veya yalanlarinla senede 1 gunlugune geri almaya calistirirlar.

Kutsal yerlere 1 gunlugune hakim  olmus isen  her yil gitmeye calisip,  gorevini tamamlamis ruh halinle mutlu olursun. Orada tapinir ve gecmisi anarsin.  Gosteriler, etkinlikler duzenleyip  etrafindakilerle yarisirsin. En radikal soylemlerini haykirirsin,  Iktidarligini , otoriterligini, tekkeciligini  devam ettirirsin.

Senaryonun basi ve sonu bu iste.

Neden bu istek ve arzu 1 mayislarda ortaya cikiyor?

Mucadelenin tek sekli,  tarihi ve sinirlari yoktur.

kendimizi 1 mayislarla, secimlerle, referandumlarla, reformlarla, demokratik isteklerle oyalamiyalim.

Hayelerimizin, isteklerimizin kucukcuk ve sinirli kutsal topraklarda  kalmasi dilegiyle, seneye tekrar kutsal yer taksime….tum topraklar taksimdir. Gerisini bizi ilgilendirmiyor. Kolay gelsin herkese.

otonomi

26A Paylaşma ve Anarşist Dayanışma

Hayatlarımızı bütünlüklü bir şekilde kapitalist sisteme karşı örgütlüyoruz.

Küresel kapitalizmin canlılara dayattığı tüketim kültürünün ve ortaya çıkan sonucun teslim olmaktan başka seçenek bırakmadığı bir zamandayız. Kapitalizmin teslimiyeti demek, küresel şirketlerin artık sadece ürünlerini sattırmak dışında, yaşamlarımızı gasp eden azılı katillere dönüştüğü gerçeğidir. Her geçen gün daha da artan çılgın tüketim, buna yabancılaşan akıl, doğa, insan ve tüm canlıların uğruna yok edildiği bir dünya düzeninden bahsediyoruz. Tehlike bu kadar içimize sızmış bir haldeyken, yıkıcı bir pratiğin şimdi şu anda yaşamlarımızda vuku bulması unutulmuş yaşamsal değerleri sürdürmek anlamına gelmektedir. Bu yaşam modeli kapitalizmin değerlerini, gündelik devrimin(doğrudan hareketle)yıkıcı pratiğiyle birleştirerek; yeni bir dünya hayalini, üreterek, paylaşarak ve yaşayarak bugünden 26A kollektifiyle yaratma deneyimidir.
26A Kollektifi hakkında:

Bireyleri yalnızlaştırıp iradesizleştiren, ekonomik ve sosyal sömürünün bir parçası olmaya zorlayan kapitalizme karşı, 26A Kollektifi olarak yarattığımız mekansal, yaşamsal ve ekonomik ortaklıklarla direniyoruz. 26A Kollektifi özellikle ekonomik sömürünün toplum nezdinde çaresizleştirdiği ezilenler sınıfının köleleşmeye ve teslimiyete kapılarını kapatarak, yeni bir modelle paylaşma ve dayanışmaya kapı açmayı deneyimlemektedir. Bu model anti kapitalist toplumsallaşmanın da açar kapısı olarak düşünülmelidir.

İmkanları ve potansiyeli dahilinde, gönüllülük zemininde işletilen, kollektif üretimle ihtiyaçlarını karşılayan, küresel şirketlerin ürünlerinin yer bulmadığı, paylaşmayı ve dayanışmayı ilke kabul eden 26A kolektifi şimdilik İstanbul’da iki ayrı semtte bulunmaktadır.
26A Kafe:

3 yıldır direniş sürdüren Kafe 26A şu anda 30′a yakın gönüllüsüyle İstanbul’un merkezi ve en tüketici semti olan Taksimde 6 bin Kafe-Bar işletmesinin rant kurduğu bir alanda durmaktadır. Kollektif olarak ürettiğimiz, küresel şirketlerin ürünleri yerine (coco cola, fanta, nescafe vb.) alternatif olarak üretilen içecekler ve yiyecekler piyasanın çok çok altında karsız bir şekilde sunulmaktadır. Uluslararası ve yerel dayanışmalarla (Meksika köylüleri Zapatistalardan gelen kahve, Antepten gelen salça, Cide Loç vadisinden gelen tarhana vb.) güçlenen bu ağ gün geçtikçe büyümektedir.

Duvar raflarında dizili bu kollektif ürünleri ile mekan kendine ek kazanç sağlamaktadır. Ayrıca 26A kollektifinin gönüllülerinin ürettiği yaz ve kış konserveleri yine Kafenin raflarında yerini almaktadır. Paylaşma kültürünün yaşatılmaya çalışıldığı ‘büyük sofralar’ 26A Kafe de belli aralıklarla kurulmakta ve bu kültürün yaşatılmasına çalışılmaktadır.

Belli sıklıkta ücretsiz film gösterimi, fotoğraf sergileri ve sohbet ortamlarının da yaratıldığı 26A Kafe aynı zamanda bir sosyal merkez gibi görülmektedir. Kollektifin gönüllüleri dışında muhalif gruplarda mekanı buluşma, toplanma yeri olarak görmektedirler.
26A Sahaf:

26A Kollektifinin bir diğer ayağı İstanbul’un Kadıköy semtinde direnişini sürdüren 26A Sahaftır. 2 Aylık bir zamanda toparlanan kitap, dergi, fanzin ve benzeri yayınların karsız bir şekilde satışına yönelik işletilen bu mekan aynı zaman da bilginin paylaşılması ve üretilmesi adına düşünülmüş bir deneyim sürecidir. Yine 20 küsür gönüllüsüyle işletilen Sahaf diğer muhalif yayınevleri, kitap ve sahaflarla dayanışma halindedir. Fotokopiyle basılan yayınların satış noktası olan ve bu dolaşımı sağlayan 26A Sahaf aynı zamanda bahçesinde farklı atölye çalışmaları ve sohbet ortamları gerçekleştirmektedir. Sessiz bir ortamda okuma, sohbet etme dışında paylaşma ve dayanışmayı ilke olarak benimseyen 26A Sahafta, 26A kollektifinin ürettiği yiyecek ve içeceklerde sunulmaktadır.
Paylaşma ve dayanışma ilişkileriyle yüreğimizdeki yeni dünyayı şimdi, şu anda büyütüyoruz.

Böylece açılmış mekanlarıyla kapitalist alışkanlıkların ve ilişki biçimlerinin gelişmesine izin vermeyen ve yaşamsal bir hat oluşturan 26A Kollektifi bu hat sayesinde ‘yaşamsal’ ve ‘politik’ arasındaki ayrımı kaldırıp bütünlüklü bir direnişi örmeyi hedeflemektedir.
Hiyerarşik işbölümüne karşı, Gönüllülük Temelli Kollektif Model:

26A Kollektifi, mekanlarında hiçkimseyle hizmet veren-hizmet alan gibi tüketici ayrımlara gitmeden, gönüllülük ilişkilerine dayalı inisiyatiflerle bu alanların örgütlü bir biçimde işlerliğini göstermektedir.
Yaşamın bilgisi esastır:

Kapitalizm bilginin iktidarını yaşamlarımızda öldürücü bir silah olarak bizlere doğrultmuştur. Sistematik bir şekilde herşeyi sembolleştiren, belirginleştiren ve asla değişemez kurallara hapseden sistem denetim mekanizmalarıyla bireyi evcilleştirir ve köleleştirir. Etrafına yabancılaşan birey kendini özgür sandığı umutsuz bir kölelik düzeninin parçası haline gelmekten kaçamaz. Her geçen gün daha da ezberci eğitilen beyinler farklılığa ve yaratıma dönük algıların yok olmasını sağlamaktadır. Böylece bilgi asla bireyin kendinden çıkmayan ve ulaşılamaz bir iktidar aracı haline gelir. Yaşamın bilgisi varolanın tüm ayrıntılarıyla yeniden keşfine yapılan keyifli bir yolculuk gibidir. 26A Kollektifi bu anlamda yaşamsal bilgiyi yeniden keşfederek, birlikte üreterek ve uygulayarak yol almaktadır. Yaşamın bilgisi esastır ilkesi 26A Kollektifi gönüllülerinin arasında ki anlaşmazlıkların ortak paydada çözüm yolu olmuştur.

26A Kollektifi yayılmacı, dönüştürücü ve yaşamlarımızı değiştirici bir anti kapitalist kültür örgütlenmesidir:

Kapitalizmin tüketim kültürü büyüsün ve küresel şirketler daha çok kazansın diye insanların, doğanın ve tüm canlıların yaşamları paketlenip ve etiketlenip, piyasalaştırılmaktadır. Artık herşey birer metadır yani üründür. Bunu reddetmeliyiz.

Anti kapitalist bir yaşam modeline ihtiyaç duyduğumuz bu çılgın çağ geleceğimiz için bugünden hareketle eyleme zamanıdır. 26A Kollektifinin amacı anti kapitalist bir kültür örgütlenmesinin bütünlüklü olarak yaşamlara geçirilmesidir. Aynı zamanda bu coğrafyada oluşacak yayılmacı, dönüştürücü ve değiştirici etkisiyle alternatif bir deneyim olacaktır. Anarşist Errico Maletesta’nın sözleriyle; baskı ve yoksulluğa asla tamamen teslim olmayan ve … adalet, özgürlük ve mutluluğa susadıklarını gösteren tahakküm altındaki kitleler, dünyadaki tüm ezilenlerle, tüm sömürülenlerle paylaşma ve dayanışma içine girmedikçe kurtuluşlarını kazanamayacaklarını anlamaya başlıyorlar”

Ezilenlerin öfkesi, Yaşam bulsun!
26A Paylaşma ve Anarşist Dayanışma
http://kolektif26a.org/26A/languages/turkce/

Devlet yaşamlarımızı çalıyorsa isyan kaçınılmazdır! 19:00′da Taksim’e

Devlet yaşamlarımızı çalıyorsa isyan kaçınılmazdır! 19:00′da Taksim’e..

27 Aralık 2013

taksim isyanKAZANIYORUZ! -2

Devletin yaşamlarımızı adaletsizliğiyle yoksullaştırıp, iktidarlarının yolsuzlukla yaşamlarımızı çaldığı bugünleri, biz ezilenler her gün yaşıyoruz. Bugün, AKP hükümetinin kendi iç bileşenleri arasındaki savaşın bizlere gösterdiği sadece bu hükümetin hırsızlığı değil; her hükümetin hırsız olacağı gerçeğidir. Çünkü hükümetlerin ötesinde devlet yaşamlarımızı çalmaktadır.

Bakan oğullarının halktan çalması devlet güvencesine alınırken, patronlara devlet eliyle peşkeş çekilirken, rantsal dönüşüm ezilenleri evsiz bırakıp birileri bu adaletsizlikten nemalanırken, su-elektrik faturasını, kirasını nasıl ödeyeceğini bilemeyen halk yoksullaştırılıyorsa, çalışmak kölelikle aynı anlama geliyorsa, çalışırken ölmek normalleşmişse, bu gidişe ses çıkarmak yasaksa, baskılarla, cezalarla sindirilmeye çalışılıyorsa halk,  Berkin Elvan ve Elif Çermik gibi hastanelerde yaşam uğruna direnenler atılan gaz bombalarının hedefleri oluyorlarsa; artık isyan kaçınılmazdır.

Dün kazandığımız gibi, bugün de kazanacağız. Sokağa çıktığımız her gün, ta ki devlet ve iktidarlar yıkılana dek, mücadelemizi sürdüreceğiz. 31 Mayıs’ta Taksim sokaklarında nasıl büyütüp isyanımızı, yaşadığımız coğrafyanın dört bir yanındaki sokakları ve meydanları kazandıysak; bugün de devletin yolsuzluklarına ve hırsızlıklarına göz yummamak için, herkesi sokaklara yan yana omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz. Saat 17:00’de Kadıköy Boğa’da, saat 18’den itibaren İstiklal Caddesi’nde buluşup, 19:00’da Taksim’e “kazanmaya” gidiyoruz.

Yaşasın Ezilenlerin İsyanı!

Yaşasın Anarşizm!

DEVRİMCİ ANARŞİST FAALİYET

Anarsi kitap fuarinda soyleyise davet

Anarsi kitap fuarinda soyleyise davet

19-21-nisan 2013 tarihinde Mannheim de yapilacak anarsi kitap fuarinda otonomumuz turkiye de ve kurdistan da anarsizm ve tarihi konulu bir sunum yapacaktir. Bu sunuma katilmak ve soyleyis yapmak isteyenler, kendi dusuncesinde ve yorumlamasinda sunum yapabilirler. turkiye ve kurdistan daki anarsizm ve tarihi kimseye ait olmadigi gibi bize de ait degildir. Hic bir kimse turkiye ve kurdistan anarsizm adina temsilci olamiyacagi gibi belirleyici de olamaz. her aktivist kendi ve genel anarsizm adina mucadele yurutmektedir.

Bu mantikdan yola cikan karakok otonomu bu soyleyisi kendi adina sahiplenmemektedir.

Anarsistleri bu soyleyise katilmasi icin davet ediyoruz..
almanya ya gelemiyecek olan arkadaslar sunum icin yazi gondere bilirler. Bu yazilari soyleyis e katilan arkadaslar tarafindan okunacaktir.

Konuyu detayli ogrenmek isteyenler http://www.karakok.org da bulabilirler.

dayanismayla

isyan yasam anarsi

karakok otonomu